ARKADAŞIM METO

Pazar Yazıları

 

Geçtiğimiz günlerde SÖZ BiZDE’ de; Mazlum VESEK’ in, Metin TOMAŞ ile yaptığı röportaj yayımlandı. Neredeyse yarım asırlık bir arkadaşlık geçmişimizin olduğu Meto yaptıklarını ve sorunlarını anlattı. Meto’ yu bir de ben anlatayım dedim. Meto’nun devrimini, Ellisinden sonra kozasından nasıl çıktığını anlatmak istedim.

Engin ŞİRİN

Zulme karşı direnç:  İnsani refleks

Trafik polisi “Dur.” demiş. “Sağa çek” . “İn bakalım aşağıya.” komutu gelmiş ardından. İnmiş. Bizim masum trafik memuru, Teksas şerifine dönüşüvermiş birdenbire. Ruhunun tüm çirkinliğini ağzına dolduran  ‘şerif”, şöyle bir tepeden bakarak, alaycı bir şekilde “sana kim ehliyet verdi yaaa” deyince ,”sana ne ulan” demiş Meto. Arkasını dönüp arabaya binmiş ve basmış gaza….

Çok ama çok üzülmüş.  Kendine değil yalnızca. Arka koltukta bu çirkinliğe tanık olan babasına çok üzülmüş… İsmail Amca’ya. O iri yarı cüssesiyle bakırı döve döve şekillendiren; kazanlara, ibriklere, mangallara dönüştüren dünya iyisi İsmail Amca’ya çok üzülmüş…

İlkokul çağlarında geldi mahallemize. Futbolu çok iyi oynardı. Platini’ye benzer bir teknikle topu istediği noktaya atardı. Bu becerisiyle çocuk acımasızlığının hedefi olurdu hemen.  Takımına almak istemezler, bilerek tekmelerin, çelmelerin hedefi olurdu.  Yetmedi, kızgınlığını yenemeyenler olur ve o yasak kelimeyi söylerlerse, benden bir araba dayak yerlerdi.

Mevsimlerden yaz, Saatlerden akşamüstüydü. Kaldırımlar yıkanıp kilimler serilmiş, mahalle halkı sokaktaki yerini almıştı. Kaldırımlara inmeyenler de pencerelerdeydi. İnanılmaz ama herkes minyatür kale maçımızı izliyordu.

Penaltı kazandık. Kurallar gereği atışı faul yapılan kullanacaktı.

Meto’nun kuzeni Türker o iri cüssesiyle kaleyi daha da kaplayabilmek için birazcık çökmüş. Bacak arasında topun anca geçebileceği bir boşluk oluşmuştu.

Türker’in böbürlenmeleri bütün seyircileri etkilemiş, kaldırımlar ve pencereler sokağa odaklanmıştı.

Meto topa öyle bir vurdu ki, iyice yükselen top birden inişe geçti veeeee bacak arasından gol. Unutulmaz an, futboldan nefret edenler bile tüm 363 sokak Meto’yu alkışlıyordu. Türker ise sinirden bayılmış sırtüstü yerde yatıyordu.

Zulüm sırf zindanlarda değildi.

Çok iyi bir annesi vardı: Gülnaz abla. ‘12 Eylül’ den güç alarak evimize gelip “sallandırıversinler bir iki tane bak nasıl düzelir.” Diyerek annemin hışımına uğrayanlardan değildi.  Annem ve teyzem kaçak olan, işkencede olan, hapiste olan çocuklarına mı yansınlar?  Yoksa bu komşuların hoyratlıklarıyla mı uğraşsınlar? İşte Gülnaz Abla bu zalimlerden biri olmadı…

Meto kozasında

Arada bir karşılaştığımızda, aynı sıcaklıkta sohbetlerimiz olurdu Meto’yla. İşyeri vardı. Mutlu bir aile ortamında korunaklı bir şekilde yaşıyordu. Üstelik hiçbir ekonomik sıkıntısı da yoktu. Yani bırakın bir engelliyi, normal birisi için  bile tam bir avantaj; kaymaklı ekmek kadayıfı cinsimden, hem de tahinli…

İsmail Amca ve Gülnaz Abla göçüp gidince, işlerin değiştiği anlaşılıyor.  Beli ki koruma duvarı sevgi tuğlalarından örülse bile bir kozaymış.  Yalnız kalmak Meto’nun dönüşümünün temeli olmuş.

Ve, Meto kozasından kurtulacaktı.

 

Havada, denizde, karada ; Meto

Bir gün pazaryerinde karşılaştık. “Sen paraşüt işleriyle uğraşıyordun, bilirsin: Ben paraşütle atlayış yapabilir miyim?” diye sordu. Zaten doğa yürüyüşlerine düzenli  gittiğini de biliyordum. “olanağın varsa atla” dedim. “60’a merdiven dayamışız.  Bir daha bu fırsatı bulamayabilirsin.”

Atladı. Sonra yamaç paraşütü, O’nda bir tutku halini alıncaya kadar hep uçtu, uçuyor.

Dağa tırmandı, zirveler yaptı.

Kayak yapmayı da ihmal etmedi.

Bitmedi…

Üç kez de denizin derinliklerine deneme dalışı…

Dağlarla, denizle, havayla mücadele edebilmek için bürokrasinin, engellileri aşağılayan kurallarıyla kelimenin tam anlamıyla savaştı… Yılmıyor, savaşmaya devam ediyor….

O, artık bir engelli değil.

Bu ekstrem sporların hepsini demiyorum. Herhangi birini hangimiz yapabiliyoruz. Mazeret, öteleme vb… Hepsi de beynimizin kamburları.

Hangi taraftayız? Yapabilen mi? Yapmayan mı? O zaman kim engelli..

Sözün sonu…

Aynı mahallenin çocuklarıydık: Biz güçlü, O güçsüz…

Aynı dünyanın yetişkinleri olduk:  Biz güçsüz, O güçlü…

Ne oldu peki? Neler oldu?…

Meto devrimini başardı. Hem de öyle böyle değil. Meto; kaygılarını, korkularını, hastalıklarını ve en önemlisi kamburunu yendi, yıktı ve yok etti.

Bu öyle bir devrimdi ki, öznesi de nesnesi de Meto’ydu,

 

Unuttum sanılmasın.

Ercan Çakıroğlu…

Korumayıp, O’na cesaret verdiğin için…

Engelli muamelesi yapmayıp, O’nun normalleşmesine katkı sağladığın için…

‘Engelsizler’in bile alamayacağı risklerin tümünde O’na yoldaş olduğun için…

Bu devrimin isimsiz kahramanı sensin.

İçimizdeki insanlık adına: Teşekkürler…

ARKADAŞIM METO” için 3 yorum

  1. TEK KELİME YETERLİ , ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM , KARDEŞİM , ELİNE EMEĞİNE SAĞLIK , İNŞALLAH BİRAZ YOL GÖSTERİCİ OLUR , KİŞİLERİN SORUNLARINA BAKIŞ AÇILARI BİR NEBZE OLSUN DEĞİŞİRSE BURADA SİZİN PAYINIZ GÖZ ARDI EDİLEMEZ , HER ŞEY İÇİN TEŞEKKÜRLER . METİN TOMAŞ

  2. BURADA EN ÖNEMLİSİ BANA BAŞINDAN BERİ DESTEK OLAN VE OLMAYA DEVAM EDEN HER DAİM YANIMDA OLAN , SN ERCAN ÇAKIROĞLU ABİ’ME HERŞEY İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM . ABİM İYİKİ VARSIN , İYİKİ SENİ TANIMIŞIM , SAĞOL VAROL

  3. Muhteşem bir romanı sanki günlerce okudum da şimdi son sözcüğünü okudum.Öylesine duygulandırdı beni ışte.Sen yaz Engin Şirin.Sadece yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir