AZ AYRILIK… ÇOK  SONRASI…   

Önce bütün felaketleri, yangınları, boranları dışarıda bırakıp (bunların açılımı, ayrılık sebepleridir ki, çeşidi boldur. Konumuz sadece ve sadece ayrılma sonrasına ilişkin olup, o derin mevzuu, başlığın bir önceki etabında kadın ve erkek tarafından yaşanmış ve yaşatılmıştır zaten.) gir kendine ve kapa kapılarını.

Her şeyi unutsan bile, havlu atıp gidene sakın unutma el sallamayı.

Bir elin boşta kalması, burnunun ne kadar direği varsa hepsinin sızlaması, kalbinin löp et gibi ortadan yarılması, yarıya inen bayraklar, alaturka takılmalar, kendini sonbahar falan sanmalar…

Tam bir yas tutulmasıdır yaşanan. Boyunu aşar çünkü, bundandır çok koyar.

Hiç bilmediğin uzak bir denize gece vakti atılmışsın da çırpınıyormuş gibi. Kim düşse o denize öyle olur tabii. Ama her düşen ”ilk düşen’im” sanır ya, bu sonradan kahkaha attırır insana.

Uyanık geçinen tilki ruhlu insanların yaşam felsefesinin baş kahramanlarından üç maymun, hal ve hareket bakımından bu süreçteki ruh halin olabilir.

Çünkü sana ne dense, duymaz bilmez görmez olursun. İç sesinin bağırtısından nasıl duyasın ki?…

Beyninde öbek öbek toz bulutları esir alır, gözlerin yanar, önünü göremezsin.

Her anı’dan bir ses çınlar kulağında, dört yandan dört nala atlılar koşar üzerine abana abana. Ya ortalarda mel mel dolanacaksın ya da hep uyuyacaksın.

Unutma, uyku böyle zamanların sonsuz yıldızlı, en mükemmel kaçış mekanıdır, sessiz oda, pufidik yastık, kapalı perdeler üstelik bedavadır ve her şey sana dahildir:)

Normaldir, bir süre boşuna demlenir sohbet çayları ocakta, güzelim fesleğenler çürür saksılarda. Dağlar, dağlar oluşur minik kopmalarından. Kolay değil uzunca ve bağnazca bir yoldan gelinmiştir. Koyun koyunalık bitmiştir (ki bu çok dokunur) sonsuz uykular gibi gelir. O’nsuz uykular.

Masada yarım kalan son kadehi yıkamazsın bir süre,ya dudağının izi kaybolursa diye, belki içine nefesi kaçmıştır diye…

Şaha kalkan efkarlar, salıncaklarda ağlamalar, pejmürde palaspare kılıklarla dolanmalar, her şarkıdan, her sözden yaşananlara dair ne varsa çekip çıkarmalar, sonra onları tekrarlayıp dövünmeler. Ağlamalar, ağlamalar…

Sakın yarıda bırakma, sonuna kadar ağla mutlaka.

Akıl, beden, kalp darmadağın olmuşsa, dizginlenemiyorsa, sakın yarıda bırakma. Ama gidene değil kendine ağla.

Böyle bir iç savaş, hep iyi gelir insana. Kan gövdeyi götürse de, her yer bomba her yer enkaz dolsa da sakın korkma.

Nehir’mişsin mesela, aka aka yolunu arıyormuşsun. Ne yaparsan yap, aşk zamanını doldurduysa sana bile söz düşmez.

Gir odaya, muhakkak bir mendil vardır konsolunda, al o mendili ağzını da sil burnunu da. Ama sakın kızma ağladığına. Her göz yaşı , ayrılık acısını dirhem dirhem akıtır dışarıya. Hem bu durum çok insanca…

Öyle, dik tutulan kuyruklar her zaman fayda etmez ruha, otur baştan yaz her şeyi, sayıp da yaşadıklarına. Sonra çıkar o mendili, salla zehirli atıklara.

Yavaş yavaş çık dolaş deniz kenarında, boynunun atkısı da, eteğinin fırfırı da uçuşsun   oralarda.

Al bütün dün’leri avucuna savur gitsin rüzgara. Bütün kitapları dök ortaya, aralarına konmuş ve kurumuş ne kadar çiçek varsa ufala sokağa. Yoğurt kasesinde bile daha güzelleri yetişir inan bana…

 

Dağındı, bağındı… ama bitti! Başa gelenlerle hızlıca baş etmeli ki, üzülmemeli bahçedeki hanımeli. Sana bitmiş görünen hayat; onlara öyle bonkör ki. Git de gör o caanım   mavişleri.

Ne bu acı, ne de bu sancı esir almayagörsün, eritir bitirir her yanını. Hayat bu, durur  mu…

Saatin tiktakları, yolun zikzakları hababam debabam hiç durmadan yol alır ki…

Bir yılan gibi sıyrıl kabuğundan, yeni deri gelsin ardından. Alkış ıslık kıyamet bugünü bir yere kaydet.

Nasıl yenilenecek göreceksin hayatın bugünü, öbür günü…

Son bir not sana, as dolabına:

Gönlünü sula sultanım gönlünü, nasıl da açar üç güne gözünü:)

beyhan duran

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir