YAĞDANLIK YAHYA EFENDİ’nin Hafta Sonu Muhabbeti-9

 Şirret Gazetesi, 1 Zilkade 1441

Esselamün Aleyküm Ey Mü’min ve Mü’mine Taifesi

Efendim bu hafta sonu muhabbetimizin mevzusu dünyada ve memleketimizde kadın mes’elesi.

Bu oldukça mühim ve çetrefilli konuda fikir beyan ederken çok dikkatli olmak icap ettiği fikriyatındayım ve bu nedenle kelimelerimi bin kere tasavvur edip bir kere yazıya nakledeceğim ki ortada bir sual, kafa karışıklığı kalmasın…

Malum, dünyanın yarısı erkekse yarısı da kadındır ve dikkatinizi çekerim, bu kadarcık hesaplamayı ben bile yapabiliyorum.

Peki bu kadın olan yarısı hak ettiği kıymeti, layık olduğu ihtimamı görüyor mu? Heyhaaat! Ne gezer.

Bugün tekâmül etmiş milletlerde kadının ne yazık ki hiçbir iltiması yoktur. Kadını erkek gibi çalıştıran bu Haçlı zihniyetli devletler bir de ondan çocuk doğurmasını, emzirmesini falan isterler. Eee, madem eşitiz, erkekleriniz de çocuk doğursun, emzirsin… Oraya gelince tısss…  Ama bu durumu örtbas etmek için iş yerlerinde kreşler, kadına birçok sosyal haklar, çalışan annelere kanuni iltimaslar falan… neden, sömürüyü ve zulmü örtbas etmek için. (Şimdi bir cümle önce iltimas yok, son cümlede iltimas var dedim diye hemen tenkit edecek CEHAPE zihniyetliler çıkacaktır ama siz onlara kulaklarınızı tıkadığınız için açıklama yapmamı icap eden bir şey yok. Zaten anlatsam da anlamazsınız. Siz sevgili mü’minler, mes’eleye iman gözüyle bakın, yeter! Bakın o zaman her şey yenilir yutulur hâle geliyor.)

Bizde de Batı zihniyetli kafalar Cumhuriyet nizamında kadını az ezmedi, sömürmedi. Önce “Kadın erkek eşit olacak, kadının oy verme hakkı bile olacak.”  Diye Medeni Kanun çıkarmadılar mı? Sonra yüklen bütün ağır işleri kadınlara! Bakınız Beyaz Partimizden önce bütün maden işçileri, kömür yataklarında çalışanlar, inşaat işçileri kadındı, kanalizasyon, çöp toplama vb. bütün pis işleri de kadınlar yapardı. Taşların cilalanması, mağaraların temizlik ve bakımı… hepsi hepsi kadının üzerindeydi. Kaç bin yıl kadını köle gibi çalıştıran mağara adamları hiçbir gelişme yapmadılar da Cilalı Taş Devri bu kadar uzun sürdü Cumhuriyet Dönemi’nde. Şükürler olsun partimiz iktidara geldi de kadınlar bu işlerden kurtuldular. Bakın bugün Aileden Sorun’lu “Bakan”lık bile var ve üstelik “bakan”ı da kadın. Bakıyor öyle işlenen cinayetlere, kadın ve çocuklara yapılan taciz ve tecavüzlere…

Bir ikinci husus da şu: Kocalar Batılı zihniyetle kıskanma bilmez domuzlara döndürülmüştü. Kadın dışarıda gezer, tozar, istediği zaman eve gelir, koca umursamaz bile. Bakın mesela partimizden önce yılda kaç kadın cinayeti işleniyormuş şimdi kaç? Erkek karısına sahip çıkıyor şimdi, ayrılsa bile sahip çıkıyor, nereye gitse, ne yapsa peşinde. Kadınlar Cumhuriyet diye üstümüze giydirilen deli gömleğini çıkarıp ilk defa “kendisine sahip çıkılmanın” tadına varıyor. Namusu için gerekirse karısını öldürüp birkaç ay içerde yatmayı bile bile göze alıyor günümüz “erkek”i! Düşünsenize, sanki gazeteciymiş, düşünce suçlusuymuş gibi cezaevinde yatıyor namusunu temizleyip. Tertemiz oluyor çıkınca namusu, cillop gibi bir namusla karışıyor aramıza; ama “iyi hâl indirimi”nden, ama aftan, ama hâkimin müspet yaklaşımından… birkaç ay sonra bu tertemiz namusuyla aramıza katılıyor ve saflarımız daha da sıklaşıyor her geçen gün. Şükürler olsun, şükürler olsun!… Of Rabbim!… 21. yüzyılda nihayet bir silkiniş, bir diriliş, bir ahlak ve namus kalkışması yaşanmada ki sana ve partimize bin şükürler olsun!..

Sonra efendim, üçüncü olarak bu CEHAPE takımının atalarının başımıza sardığı “tek eşlilik” meselesi var! Yahu sana ne?! Sana ne?! Bir erkek bakabiliyorsa bir de alır, dört de alır, “orta direk” sağlamsa (Altını çizerek yazıyorum, mühim mesele bu!) üstüne cariyeler de alır? Karnını doyuruyor mu hepsinin, üstünü başını giydirip kuşandırıyor mu? Hepsinin de sırasıyla hakkını veriyor mu? Alan razı veren razı, evde kolon üstüne kolon var, aile binası o kadar sağlam, sen kim oluyorsun? Sonra evdeki çocuklara bir kişinin bakması, onlarla ilgilenmesi ile dört kişinin bakması, ilgilenmesi aynı olur mu? Kadın dediğinin muayyen günü var, şusu var busu var, sıraya koyarlar muayyen günlerini, iş bölümü ile kardeş kardeş yaşarlar. Bak şimdi bulaşığı her gün yıkamak yerine sıraya koysalar dört günde bir bulaşık yıkar bir kadın. Oh be, mis gibi; üç gün keyif kekâ!..  Neyse, inşallah fiiliyatta zaten çoktan aşılmış olan bu meseleyi de yasal olarak düzenlediğimizde bugün “dost hayatı” olarak bilinen kavram “çok eşli aile hayatı” olarak yenilenecek ve ulvi ve kutsi bir kimliğe kavuşacaktır.

Dördüncü husus, şu evlilik yaşı meselesi!… 15’inde kız ya erde gerek ya yerde, demiş atalarımız. Kızını dövmeyen dizini döver, demiş. Yahu kız dediğin en fazla 10 yaşını geçsin başlar içi fıngırdamaya. Sonra göz süzmeler, gerdan kırmalar… Sonrasını Allah muhafaza yazmayayım burada. Sen adamı delirt delirt sonra da adamın adı tecavüzcüye çıksın!.. Yahu diyelim ki hadi bu da suç! Adam bu kızla evlenip hatasını telâfi edince neden suçlu olsun? Böyle kanun çıkarıyoruz, aboooo, sübyancılara af çıkarıyormuşuz falan!… Be kardeşim o kız evinde hanım hanım otursa, hayırlı bir kısmet beklese, güzel güzel evlenip çoluk çocuğa karışıp mutlu mesut bahtiyar bir ömür sürse kim ona yan gözle bakar?.. Neyse sinirlenip ağzımı bozmayayım. Kızın evlenme yaşı diye bir şey olmaz kardeşim! Onun tabiatına aykırı öyle ortalıklarda gezip tozmak, işveli şuh gülmeler, tokalaşmalar, sarılışmalar… Özgür özgür otur evinde çocuğunu büyüt, vatana hayırlı evlat yetiştir. Bu meseleyi de böyle aydınlatmış olalım.

Neyse ki artık kadınlarımız, kızlarımız eskisi gibi değil. Maşallah hepsi bilinçlendi. (Bir avuç CEHAPELİ kadın hariç, Allah onları ıslah etsin, başka ne diyelim!..) Öyle bilinçli öyle bilinçli ki kadınlarımız “Beyaz Partimizden önce KADIN KELİMESİNİN ADI YOKTU!” diyebilecek kadar muhteşem edebî cümleler bile kurabiliyorlar!.. Beyaz Partimizden önce “kadın kelimesi” vardı da “adı” yoktu. Partimizin ilk icraatlarından biri ne oldu? “Yahu, böyle bir kelime var ama adı yok, olmaz böyle şey!” dedi önderlik, düşündüler taşındılar kelimenin adını “Kadın” koydular. Bunu daha önce biri yapabilmiş miydi? 80 sene kesintisiz tek başına iktidar olan CEHAPE yapabilmiş miydi? “Kadın kelimesinin adı” olmadığından “İki kişisinin tanıklığı bir erkeğin tanıklığına eş olan mahlûkatın cism-ül şekliyatına muadil olan mevhum şeysi” diye geçiştiriyorlardı. “Anlatım Bozuklukları” kitabını yazan büyük dil bilimcimiz Ömer Asım Aksoy böyle bir cümle tasarlayabilmiş miydi hayatı boyunca? Nerdeeee? Bu ÖZLEM’le yollarını gözlediğimiz bir ZENGİN’likti ve bunu da partimizin sözcüsü bir han’fendi yaptı. Kendisini Anlatım Bozuklukları konusuna yaptığı ve “Bundan ötesi yok. Bu, bu konudaki zirvedir.” fikrinde olduğum konuşmasından dolayı tebrik ve takdir ederim. Bu konuşmayla “Hiçbir şey olmadıysa da bir şeyler oldu.”yu tahttan indirmiş oldu ki bunu yapanın bir kadın olması bile partimiz adına ne iftiharlık bir şeydir!..

Efendim kadın mes’elesi konusunda daha fazla bilgi için Veli Rıza Kokarcan Hoca’mızdan, Şalvarlı Rahmet Efendi Hoca’mızdan, ikisi de ortada yoksa “Laik Ülkenin başına lâyık” en baba Din İşleri Başkanı’nın “ilmî” ve “biz Arap ülkelerinde çok seyrettik bu filmi” açıklamalarından, “Rüşvet”e karşı mücadelesi ile kalbimizde taht kurmuş Bir Büyükelçi Zat’ın “Takara Tukara” paylaşımlarından da istifade edebilirsiniz.

Ehlen ve sehlen, afiyetle kalın en imanı büyük şuurlu ümmet! İstikbal sizler gibi ziyalanmış kafalı insanlarla gelecektir. Şükür bize bu günleri gösterenlere!… Son söz: “Nisa teifesi biraz haddini bilecek! Öyle ortalıkta gülüşüp yüksek sesle konuşmayacak.” (Pülent Varhınç)

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir