BALKON GÜNLÜKLERİ, 09.07.2020, Perşembe

CIRCIR MEVSİMİ
Günaydın.
Yine bir balkon sabahı.
Dün Kuşadası Kalamaki plajlarından birindeydik.
Gitmeden söyledilerdi. Gerçekmiş.
Yok, ağaçların gölgesindeki banklarda yapılan muhteşem piknikten, denizin güzelliğinden söz etmeyeceğim.
Domuzlardan söz edeceğim.
En ufağı bir anne beş yavrusundan oluşan domuz sürüleri bütün gün piknik alanında bir o tarafa bir bu tarafa koşturup duruyorlar, önlerine attığınız, ekmek, karpuz kabuğu gibi şeyleri afiyetle midelerine indirirken siz de fotoğraflarını çekiyor ya da onların görüntülerini videoya kaydediyorsunuz.
Beş yavrulu anne domuz diğer sürülere katılmıyor. Yavruların peşi sıra koşuşturmalarını izlemek acayip zevkli!.. Bir ara ben fazla yaklaştım yanlarına diye aramızda küçük bir sürtüşme de geçti. Bana dayılandı uzak dur diye. Annelik içgüdüsü böyle bir şey sanırım. Diğer koloni iki anne ve 10’un üzerinde yavrudan oluşan bir sürüydü. Üçüncü sürüde yavru yoktu. Büyüktü hepsi erkekli dişili. Ama büyük dediysem türlerinden olsa gerek, en büyüğü iri bir köpek kadardı.
Ancak şu belli ki bunlar Kalamaki koylarının maskotu olmuş çoktan. Anne ve beş yavru ilk görüşmemizde ben fotoğraf ve video çekerken baya baya karşımda poz verdiler, piknik sakinlerinden bazıları da gülüştüler bu ailecek poz vermeye.
Sonra yeter bu kadar fotoğraf, video diyerek anne horrk horrk, yavrular virk virk diye diye koşarak uzaklaştılar.
Akşam olunca fark ettik ki bütün gün onları çekmekten kendimizle ilgili fotoğraflar çekmeyi ihmal etmişiz.

Xxxxx

Bugün perşembe. Evde herkes yorgunluk uykusunda. Ben yine erken kalktım.
Kumrularım karşıladı yine beni: “Ayıp olmuyoooor muuuu? Nerdeeeeydiiiin? Bunca zaaaaman? Guguuuuk guk! Guguuuuk guk!..”
Evet, bitmeyen, bitmeyecek işler güçler derken ihmal ettim onları biraz, farkındayım. Özür diledim. Şimdi karganın biri o muhteşem sesiyle gaklayıp duruyor… Tamam yahu tamam, sizden de özür dilerim.
Birazdan cırcır böcekleri başlar.
Yazın geldiğini ben onlardan anlarım.
En sevdiğim böceklerdendir cırcırlar.
Sürekli aynı biçimde yinelenen sesleri hiç sevmem aslında ben. Tek istisnası cırcırların sesleridir.
Çocukluk aşklarımdandır cırcırlar.
Ağaç ağaç dolaşır onları bulmaya çalışırım. İşte şu ağaçtan geliyor ses, dersiniz, birden arkanızdan gelmeye başlar, o tarafa yönelirsiniz solunuzdan, solunuza yürürsünüz, sağınızdan…
Nasıl başarırlarsa bunu sizi ağaçlar arasında gezdirir dururlar.
Ama ben kartal gibi gözlerimle onları arar bulurdum. Avuçlarımı açar, üstlerine kapatıverirdim. Yakalandın işte!.. Önce bir cırlar, sonra sesini keserdi. Sonra karınlarına dokunurdum. Her karınlarına dokunuşumda cırr, cırr… diye kısa kısa ses verirlerdi.
Bayılırdım onlarla böyle oynaşmaya… Sonra salıverirdim, uçarak benden uzak bir yöne doğru kaçıp giderlerdi.
Peki bugün? Büyümemiş ruhum hâlâ ağaçlarda cırcır arar… Hâlâ avuç içimi üzerilerine kapayıp (Başka türlü, örneği, önden, yandan onları tutamazsınız, avcunuzu üzerlerine kapanıveren bir sepet gibi yapıp dik bir şekilde indirvermeniz gerekir.) onları tutar, birkaç kez karnına dokunup cırlatır, sonra salıveririm.)
Evet, gördüğünüz gibi balkonda yazmayı özlemişim. İki parçalı bir yazı oldu.
Çoğunuz okumadan beğenecek bile olsanız sorun değil, çağın “olay”ı bu: Kısa yazmak, kısa yazanı okumak!.. Söyleyeyim de Haliletos da gün içinde aforizmalarından biri ile bu modaya katkılarını sürdürsün.
Uyuyanlara, uyananlara iyi sabahlar.
İyi insanlara güzel bir gün olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir