‘ENİŞTE’, BİZİM BUCALI İBO DEĞİL Mİ?

Engin ŞİRİN

Bir Lada gidiyordu akşam saatleri. Lada Samarra, bordo. Hava yağmurlu. Oldukça hızlı gidiyoruz. Arabayı ben kullanıyorum.

Telefonda hararetli bir konuşma yapıyor Erol Abi. “Enişte” diyor. “Yanımda bir arkadaş var; tanımazsın, adı Engin” diyor. “Tamam akşam yemeğe sendeyiz…”

Eyvah. Yandım ki ne yandım… Tanımadığım insanların evinde yemek… Tam bir kabus… Beni bilen bilir. Her yerde yemem, her şeyi yemem, her şeyden ve tanımadığım insanlardan tiksinirim, gibi gibi…Öte yanda öyle bir açım ki sofuluk filan nafile… Ama yine eve akşam yemeği yemeden gitmeye kararlıyım. Ama çok da açım sahtan beri bir şey yemedik. Beni bilenler yine bilir ki; yemeği çok severim.

Bu konularda ne kadar kıl olduğumu iyi bilen Erol Abi üstüme üstüme geliyor, yol boyunca. Yok, “Eniştemin Nazilli’de çiftliği var”. Yok “Tavşan yahnisini mükemmel yapar” saydırıyor da saydırıyor. Her cümlesi açlığım ve takıntılarım arasındaki uçurumu derinleştiriyor.

Adam kim bilir kaç yaşında? Acaba el temizliğine dikkat ediyor mu?… Sorular kafamın içinde apaçi dansları yapıyor.

Hava kararmıştı ki Nazilli’ye vardık. Erol Abi tarif ede ede dağın eteklerine getirdi bizi. Arabadan indik. Enişte kapıda bizi karşıladı. Karanlıktan mı? Yoksa gıyabında gıcık gittiğimden mi? Pek dikkatli bakmadım yüzüne.

İçeri girdik. Bir kenara iliştim. Her halimle, orada olmayı istemeyen biri olduğum belli oluyordu.

Arkamdan bir şeyler konuşarak içeri geldiler. Enişte de damarıma damarıma konuşuyor. Fareler tavşanların yuvalarına giriyormuş da…. Zaten fare dedin mi? Ben yokum. Sohbetten kulaklarım uğulduyor, midem bulanıyor. Bir de kalmaktan bahsediyorlar. Ölürüm de kalmam bu fareli çiftlikte.

Derken karşıma geldi. Eyvah ‘enişte’, bizim Bucalı İbo değil mi? Yıl 2003. 1980 den beri görüşmemişiz.

“Beni tanıdın mı?” diye sordu sert ve muzip bir biçimde. “Tanıdım” dedim.

“Söyle bakalım kimim? Diye hesap sorma tonunda yineledi. Şimdi ben ne diyeyim? Nasıl kıvırayım? İnsan arkadaşına, hem de yıllardır görmediği arkadaşına böyle soğuk davranır mı? “Valla İbo’sun ama Esendereli mi? Yoksa Esentepeli mi? Karar veremedim” diyerek kıvırdım.

Ses tonu gittikçe sertleşiyordu, “Düşün kararını verince muhakkak söyle. Esentepeli mi, Esendereli mi?”

Çektiğim işkenceye son verdim: “Bucalı”

Bir sarıldık anlatamam. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk böyle bir şeymiş. Çünkü daha öncesinden de öyle çok samimi bir ilişkimiz olmamıştı. Biz Bahçeli olarak Buca YDGD’nin gazete, bildiri gibi birçok etkinliğine destek için Buca’ya gittiğimizde ya da tam tersi; onlar Bahçeliye geldiklerinde yaşadıklarımız dostluğumuzun temelleriydi.

Parçalanmış tavşan etleri pişerken Silifke’de nasıl yakalandığını, karakolun tuvaletinin penceresinden nasıl kaçtığını, Nazilli’ye nasıl gelip yerleştiğini, kendini gizlediğini, camcılık yaptığını uzun uzun anlattı.

‘Enişte’ konusu da Erol Abi ile aralarında bir şakalaşmaymış.

Neyse tavşan eti güzelmiş. İbo’ya dediğim gibi “Bir arkadaşımın hiçbir şey pis gelmiyor insana” Ne yalan söyleyeyim biraz kopya da çekmedim değil. Bol beyazlamış alkolle ağzımı ve midemi iyice kendimce sterilize ettim.

Orada kaldık. Ertesi gün sohbete kaldığımız yerden doymamacasına devam.

Sonra görüşmeler…

Karşımdaki bu mütevazı insanın yaşamı kaç roman diye düşünmemem olanaksız.

Neler yaşandı neler? Ve bir öğrendim ki… Neleri kaybetmişiz bir kere daha?

 

 

‘ENİŞTE’, BİZİM BUCALI İBO DEĞİL Mİ?” için bir yorum

  1. Sevgili Engin, ben yazılarını keyif alarak okuyorum. Biraz da sendeki belleği kıskanarak ve o belleğe hayranlıkla… Benim kafama fazla mı vurdular ne -asla yaşlılıktan değil (!)- bende pek çok anı uçup itmiş. Yakın tarihli yaşanmışlıklar daha da kötü. Bunun bir tık ötesine alzaymır diyorlar galiba. Neyse şimdilik seni, eşimi, çocuklarımı anımsayabiliyorum. Bu arada konu senin yeteneğindi değil mi, o arada kaynayıp gitmesin: Harikasın. Gerçekten. Sevgiler…

Halil Urgan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir