EKİM MED-CEZİRLERİ (2)

Susmaya durduğumuz, kahırlara bulandığımız, kirli açmazların kol gezdiği yerdeyiz. Ölüm ekili topraklarda kim basıyorsa onun oluyor ölüm…

Enkazların arasında, üstü toz toprak dolu ve suratında öylece kalmış gülüşüyle bulunan oyuncak bir bebek gibiyiz. Kurşuni hayallerimize sarılıp devasa kuyularda uyuyakalmışız.

Sinsi bir gri’nin esaretinde, aşağı baksak siyah yukarı baksak beyaz. O izbe kuyuda tam da ortasında yapayalnızız. Kopuk kırık bütün kanatlarımız, gözler fersiz, ruhlar nursuz.

Rüzgarda boranda otlu-dikenli toplar gibi savrulup duruyoruz oradan oraya. Eremediğimiz, bayrak dikemediğimiz kaleler…uzaklarda.

Ey! boyunlarımızın borcu, en gecikmiş bedellerimiz, akıllarımıza hançer saplanışları, koşarak üzerinden atladığımız ateşler, boş yere savurup attığımız barutlar.

Ey! kahreden zulüm, kış olup çökmesen ömrümüze, kuş olup göçmesek kendimizden. Bulasan bizi yeniden o baharımsı sevdalara. Katık ede ede yaşasak bir daha. Uyuyakalmasak artık siyahın koynunda.

Birazdan güneş batsa, herkes onu gitti sansa. Odamda en güzel yeri hazırlasam ve beklesem. Bu defa O anlatsa gözümü kırpmadan dinlesem. Her yanı toz dolu, sapsarı sonbaharı yatırsak masaya, temizlesek her yanını.

En masum rüşvetlerimizi versek O’na. Birkaç çakıltaşı, kuş tüyleri, yavru bir kozalak tutuştursak eline ve en bonkör gülüşlerimizi de eklesek yanına.

Sorsak sonra, bütün çalınan gülüşleri, yas ekili gönülleri, tutsak hayalleri, cümle alemin düşen yüzlerini…

O eski şarkıdaki gibi, ”çıkarır mı içimizi delen mermileri?’‘

beyhan duran

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir