HRANT DİNK; BİR ŞİİR, BİR ANI

Engin ŞİRİN

Parke taşlarıyla zapt edilen

Beyaz örtü altında

Koskoca bir insanlık yatıyor…

On binlerce, yüz binlerce, milyonlarca güvercin;

Ayakkabısının tabanındaki delikten fışkırmış

Yüreklere kardeşlik taşıyor…

Hrant Dink’in, “Ben Fransa’da Türk, Türkiye’de Ermeni’yim.” Sözünde şekillenen direnişi, bana bir dostluk direnişini hatırlatıyor… Biri Türk diğeri Ermeni iki değerli insanın ölümüne dostluklarını…

Orhan Nazet, bir İzmir beyefendisi. Orta boylu, beyaz tenli, güleç yüzlü bir adamdı, Yağhaneler’de oturur, Kemeraltı’nda, Şekercileriçi’nde esnaflık yapardı. Esnaf dedimse; hasından, halisinden. Öyle dükkân açılarak olunan cinsinden değil. Çevre esnaf arasında itibarı çok yüksekti. Onun gibilere bu günlerde rastlamak olanaksızdır. Cemal Abimin ve Ahmet (Önde) Abimin ustalığını yapmıştı. Turistik ve hediyelik eşya alanında İzmir ve çevresinin en önemli toptancısıydı.

Ramazan’da, iftara doğru O’nu Eşrefpaşa’ da ünlü Şişmanoğlu Ekmek Fırını’nda kasiyerlik yaparken görürdünüz. Arkadaşına verdiği destek O’nun için en iyi dinlenme yoluydu.

İyi ve tavizsiz bir inanandı. Ama, kesinlikle yobaz değildi. Bana takılmaktan çok hoşlanırdı. Hatta 80’li yıllarda bir gün; hep birlikte, arabasıyla eve dönerken kırmızı ışıkta durmuştuk ki bana,” Görüyorsun değil mi? Kırmızı durdurur, yeşil yürütür. Yeşilde hayır var” diye takılmıştı. Ben de “Orhan Abi, o söylediğin arabası olanlar için. Bir gün herkes yaya kalabilir bizim ışığımız tüm halka yanar.” diye cevabı yapıştırmıştım. Biraz burulmuştu sanırım.

İnancı gereği bankalarla işi olmazdı. İstanbul’daki bir arkadaşı ile oluşturdukları sonsuz bir güvene dayananışmayla banka sisteminin dışında kalabiliyorlardı. Bu arkadaşı Donik Karabulut’tu. Orhan Abi Donik Usta’nın İzmir ve civarındaki tahsilatını yapıyor, Donik Usta da Orhan Abi’nin İstanbul’dan alacağı malları tedarik ediyordu.

Donik Usta; uzun boylu ve esmerdi. İşin ilginç yanı O da iyi ve tutarlı bir Hristiyan’dı.  Bu ne kadar güzel bir dostluktu böyle… Üç kuruş için kardeşin kardeşinin gözünü oyduğu bu dünyadaki dostluğa bak! … O zamanlar bende bu dostluğu anlayabilecek olgunluk nerede? ‘Paranın dini imanı olmaz’ gibi klişelerle aklımca değerlendirmeler yapıyorum.

Bir gün Donik Usta İzmir’e geldi. Vedaya! Amerika’ya taşınacaktı. “Ne yapabilirim ki” dedi. “Akrabaların, çocukların hepsi orada. Yaşlılıkta yapayalnızlık çok zor. Mecburum.”

Donik Usta’nın gidişinden Dört yıl kadar sonra Orhan Abi rahatsızlandı. Dokuz Eylül Hastanesi’ne yatması lazım ama yatak yok. Yakınları bana geldiler. Hocalar filan yatak ayarlayamamış. Bir bakayım dedim. Selma’yı (İnan) aradım. “Böyleyken böyle” dedim. “Bana bir iki gün süre ver, bir bakayım“ dedi.

Ertesi gün Dokuz Eylül’ün bahçesinde Selma’dan haber bekliyoruz. Orhan Abi bana, “Gördün mü yaya kaldım? Bu sefer sizin ışıklar bana geç diyor. Para, pul nafile” dedi. Daha fazla üzmemek için duymazdan geldim.

Sonra hastaneye yattı. Sancılı bir süreç başlamıştı. Kanserdi ve fazla bir zamanı kalmamıştı. En fazla bir, belki iki ay. Hastanede yattığı sürede, kişiliği ve dirayetiyle tüm sağlık çalışanlarının saygısını kazanmıştı.

Taburcu olduğunda bir bacağı yoktu artık. Eve, ölümü beklemeye gönderilmişti. Bizlerin de tedirgin bekleyişi başlamıştı. Kulaklarımız gelecek kötü haberdeydi. Ama bu haber geciktikçe gecikiyor, bir türlü gelmek bilmiyordu.

Amerika’nın kim bilir hangi eyaletinin hangi hava limanında bir uğurlama. Donik Usta İzmir’e uçacak.

Orhan Abi’nin hastalığının başlangıcından beri içi içine sığmamış. Aklında arkadaşı gözlerinde yaş. Ama Amerika dışına çıkışı beş sene yasak. Gün saymış, askerin şafak sayması gibi. Bildiği tüm dillerde, tüm dinlerin tanrılarına yakarmış yetişebilmek için.

Hep haberleşmişler. Son bir kez görüşebilme dertleşebilme uğruna biri Amerika’da zamana, diğeri İzmir’de ölüme karşı direnmiş. Biri geleceği bekle demiş, diğeri bekliyorum ölmem… Doktorlar bir iki ay demişlerdi. Ne bir ikisi aylarca süren bir direniş.

Saatler süren yolculuk sonunda Donik Usta Orhan Abi’nin yatağının başucuna gelmiş. İki arkadaşın birbirine anlatacak çok şeyleri var. Saatlerce konuşamadan anlatırlar birbirlerine geçenleri. Uyur Orhan Abi. Donik Usta da odada bulunan çekyata uzanıp, yol yorgunluğundan öylece uyumuş.

Bir büyük dostluk bir odada… Bir Müslüman Türk, bir Hristiyan Ermeni derin bir uykuda…

Orhan Abi’nin son gecesidir.

 

 

 

HRANT DİNK; BİR ŞİİR, BİR ANI” için 2 yorum

  1. Oldukça dokunaklı ama çocukluk yıllarımızda başka örneklerini de farklı biçimlerde epeyce gördüğümüz, bugün ise kolay kolay rastlanamayacak bir dostluk öyküsü. Engin’in edebiyat tadında aktarımı ile sozbizde.com tarihinde özel bir yere sahip olacak, olması gereken bir anı-öykü.

  2. Amcam Toprağın Bol Cennet Mekanın Olsun 🙏
    Çok Teşekkür Ederim Yüreğinize Sağlık🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir