ÇOCUKLARA…DÜŞLERE

Kapı önü merdivende, küs ve diz çökmüş çocuğum…

Sene…

Bir düş’e uzanmak kadar uzak…

Üç tarafı büyüklerle çevrili, tek tarafı çocukluk kadar yüksek Kaf Dağ’ının ardındayım.

Zil çalan eteklerim, saçlarımda firketelerim, reçel kokulu önlüğüm, ağzımın kenarlarında susam artıkları. Aman ha! buruşmasın kurdelemin kolası, çoraplarım aynı hizada olmalı.

Gezmeklik elbiseler, annemin saçımı taraması, uslu uslu önünde oturmam.

Kırmızı topları olan tokalarım, saç; at kuyruğu yapılır, sımsıkı tutulur ve iki kırmızı yuvarlak top tepede birleşir. Aslında alfabeyi sökenim, baştan başa ‘pekiyi’yim, ama şu saçlarımı bir türlü annemin yaptığı gibi yapamıyorum.

Sabun kokulu yastıklar, ayıcıklı yorganlar. Bu sığınakta düşmanlar çok uzakta.

En sevdiğim Heidi! Alp Amca diye bağırarak koşması, kitaptan burnuma kadar gelen taze süt ve kızarmış ekmeğin kokusu. Orada, o dağlarda olmalıyım, yerlerde yuvarlanmalıyım, arkadaşım Peter’e seslenmeliyim:)

Ah! çocukluğum, benim gökkuşağı yurdum. Dallarımda karıncaların gezdiği, serçelere su verdiğim.

Asılı kalsam ya dut ağacına, sabahlasam ne var şuracıkta. Fırtına kopsa sonra, uçursa savursa, gider miyim o yıllara?…

Giyinip süslenip çıksam sokaklara, Hep şeker hep lokum olsa, bunlar yoksa ben de yokum desem. Ne ele ne avuca sığmasam, duvar tepe hep tırmansam.

Beklesem yolun başında pamuk helvacı gelir mi ki?

Komşunun bahçesindeki leylaklar, duvar diplerindeki sardunyalar, elinde karpuzuyla gelen babam gibi kokarlar mıydı ki? Lolipoplarım olsa ceplerimde, sokak güzel! anneler çağırmasa ya bizi…

Tanrım! ilk kararlar:) Tercihlerin en büyüğü; horoz şeker mi yoksa tren şeker mi?

Uzanamadığım yüksek raflar, içleri gofret dolu, salçalı ekmekler, tarçınlı kekler, ponpon çoraplar, döke saça içtiğim çorbalar ve deeeee baklava içi cevizleri kıyma sanmalar (buna yemin ederim)))

Ağaç dalları ah! en ihtişamlı tahtlar.

Toprak, rüzgar, kuşlar, bunlar da ilk sırdaşlar

Ve; büyüyünce yapılacakların listesi:

  • Yerdeki bütün kuru yapraklar tek tek toplanarak yeşile boyanacak.
  • Sinemaya gidilince asla uyuklanmayacak.
  • Uçan kuşlara muhakkak el sallanacak
  • Yalnız mavi, yalnız pembe değil bütün renklerden giyinilecek.

Kaf dağının ardından dönmeli artık, zaten buralar ayaz ve ıssız. En uzağına uzanabildiğim bu kısacık düşten çocuk sesleriyle uyanıvermişim…

Biz yaşadıkça, sanki içimizde topraktan bir saksı var da dibi hep nemli gibi. Çocukluk, su dibindeki çakıllar gibi.

Neşelerimizin kenarlarına bulaşan şekerler silinse de paçalarımızdan o yaramaz çocuğun hep asılası var.

Bayramdı ya dün…Sizin bayramınızdı hem. Zaten çok hızlı akıyor zaman, vaktiyle…büyümeden…yazın bir tarafa…

Sizi ağlatanları, üzenleri, hırpalayanları, umutlarınızı çalanları, yok sayanları, en fenası şekerlerinizi elinizden alanları sakın affetmeyin. Onların karneleri baştan aşağı ‘zayıf’…

Elinizden tutanları, umut olanları, yol gösterenleri, sizi hiç kandırmayanları, bayram coşkularınızı ayakta alkışlayanları ve balonlarınızı asla patlatmayanları sevin…

Her halinizi, her dediğinizi, ”şıp” diye anlayamadığımız zamanlar için lütfen bizi affedin.

Büyüklüğümüze verin:(((

beyhan duran

 

ÇOCUKLARA…DÜŞLERE” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir