Yetişkinler İçin Masallar

Seyfi Elçiboğa

Ağustos Böceğinin Çilesi

“Kim kızdırmış güneşi?” diye söylendi. Sanki orman yanıyor da yangının harareti tüm civarı sarmış gibiydi. Sırtında buğday tanesi, daha gidecek epeyce yolu vardı. Durup nefeslenmeye vakit yoktu. Kolonideki diğer karıncalarla birlikte kış gelmeden yuvaya yetecek yiyeceği taşıyacaklardı. Günü dinlenmeksizin çalışarak geçirdiler.

Gece, ormanın toprağından ağustos böcekleri fışkırdı. Biner biner çıktılar. 17 yılı toprağın altında; karanlıkta, ağaçların kök özsuyunu emerek geçiren ağustos böcekleri, ağaçlara bölük bölük tırmanarak yerleştiler. Larvadan çıkan kelebekler gibi bedenlerini saran kabuktan soyunup sıyrıldılar. Yumuşak derileri sertleşti. Bir gün sonra nihayet toprak üstü yaşama hazırdılar.

Meyve kırıntısı yüklenmiş karınca hayretler içindeydi. Orman, bir anda istilaya uğramıştı. Bu da yetmezmiş gibi istilacıların hep birlikte söyledikleri şarkılar rahatsız edici bir gürültüye dönmüştü.

Karınca, arkadaşına: “Biz çalışırken bu tembel böceklerin şarkı söyleyip eğlenmesini kabul edemiyorum.” dedi. “Yakında kara kış gelecek, bir ağustos böceği kapımı çalıp benden açlıktan ölmemek için yiyecek isteyecek olursa ben de ona: bütün yaz ne yaptın diye soracağım. O ise bana -Çalışmayıp, saz çalıp şarkı söyledim.- diyecek ya, işte o zaman bende ona -Madem öyle çalışmayıp saz çalıp şarkı söyledin, şimdi de oyna biraz.- deyip suratına kapımı kapatacağım.” diye ekledi.

Bir kaç hafta içinde ağustos böcekleri topraktan fışkırmaya ve eril olanları dişilere şarkılar söylemeye devam ettiler. Kuşlar, kurbağalar, fareler ve diğer böcek yiyenler tıka basa lezzetli ağustos böceği yediler. Ağustos böcekleri kaçmadılar, saklanmadılar, adeta yem olmayı beklediler. Öylesine fazlaydılar ki yemekten mideleri şişen yiyiciler sonunda onları yemeyi bıraktılar.

Böylece gün geldi, şarkılar durdu. Taze dallar delindi, içine yumurtalar konuldu. Sonra bölükler halinde öldüler. Orman toprağı ağustos böceği örtüsüyle kaplandı. Zengin gübreyle toprak şifa buldu. Ardından yavrular erginleşti. Larvalar taze dallardan toprağa düştüler. Geldikleri gibi gittiler. Hiçbir ağustos böceği kışı göremedi. Karıncanın ilenmesi de gerçekleşemedi.

Tabiat, kargaşa denen kutsal yasanın hükmündeydi. Tabiatta her şey azar azar değişerek var olurdu. Bazen biriken değişimler yıkıcı bir afetle boy verir, kargaşa estetik bir hamleyle dengesini bulurdu. İnsanın, düzen diye inşa ettiği sentetik yapılar ise çirkin ve dengesizdi. Öyle ki az olan kimileri için hayat uzayıp giden yaz mevsiminde sonsuz bir hasat haliydi. Çok olan kimileri içinse hayat karakışta aç biilaç geçip giderdi.

Sultanlar saraylarında her gece eğlenceler tertip edip bir gün dahi çalışmadan hayat sürerken yadırganmazdı. Oysa çalışmak zorunda olanlardan saz çalıp şarkı söyleyen kötü bellenir, tembel sayılıp dışlanır, yardıma ihtiyacı varsa bile verilecek yardım esirgenirdi. Muhtaçlar eğlenemezdi.

Sonra insan, yarattığı çarpık düzenin sorunlu kavramlarını tabiata yansıtmaya çalıştı: Kral, kraliçe, kurnaz, çalışkan, tembel…  Hakikatte tabiatta çalışkan arı yoktu. Kral aslan vergi toplamazdı. Kurnaz tilki hesap nedir bilmezdi. Tabiatta her canlının yegâne amacı hayatta kalmaktı. Tıpkı ölümüne çalışmak gibi işsizlik de, emeklilik de insan icadıydı. Emekli kaplumbağa yoktu. İşsiz tavşan da yoktu. Oysa insanlar arasında işsiz de çoktu, emekli de çoktu. Çünkü insanın inşa ettiği sentetik düzen hatalıydı. Şüphesiz insan yanılıyordu. Hep cenneti hayal edip durdu. Cennetse tembellik, cinsel arzu, eğlence ve bol yemek demekti. Demek ki insanın özünde çalışmak kadar eğlenmek, susmak kadar şarkı söylemek, ciddiyet kadar kahkahalarla gülmek de vardı.

Dinlenmek, eğlenebilmek, her insanın arzusu, herkesin hakkıydı.

 

Yetişkinler İçin Masallar” için 2 yorum

  1. Kim demiş yetişkinler masal sevmez diye. Yüreğinize, aklınıza, elinize sağlık. Çok güzel içeriği dolu dolu öğütleyici hikaye tadında bir yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir