Tesbih Tanesi (2)

Bir saat sonra Yavuz Başkomiser ile Batuhan Müdür tesbihi masaya yaymışlar, mercekle incelemişler. Batuhan Müdür: “Kimmiş lan bu adam?” diye sormuş. Yavuz Başkomiser: “Zararsız bir hurdacı.” demiş. “Çok gördük zararsızını! Bu i.ne nereden bulmuş bunu, bir öğrenin de anlarız.” demiş. Yavuz Başkomiser: “Emredersiniz efendim!” diyerek müsaade isteyip oradan ayrılmış.

O gece Yusuf abiyi sorguya almışlar. Ama bu defa biraz sert davranmışlar. Sonra Yavuz Başkomiserin huzuruna almışlar. Komiser sormuş: “Yusuf, bırak bu işleri. Nedir senden çektiğimiz?” Yusuf abi: “Komserim ben ne yapmışım? İllahi de bir kaza oluyor, haram malı getirip bana satıyorlar.” demiş. Komiser: “Bırak şimdi bunları. Helal iş ise sen bu tesbihi nasıl alabildin böyle?” demiş. Yusuf abi: ” Almamışım. Maneviyatı vardır, yadigardır.” demiş. Konu orada kapanmış. Neyse ki daha da uzatmadan onu salıvermişler.

Yavuz Başkomiser durumu müdürüne anlatmış. Batuhan Müdür: “Yok mu bunun kaçak maçak işleri? O tesbihi istiyorum Yavuz, bir yolunu bulup onu bana alacaksın.” diye kükremiş.

Yusuf abiyi sonraki günlerde birkaç kez sebepsiz yere göz altına almışlar. Bir gün ifadesi alınırken polis memuru Ökkeş: “Yusuf, bu tesbihini çok sevdim, onu bana satacaksın!” demiş. Yusuf abinin yüreği sıkışmış: “Amirim, daha iyisini bulup sana getireyim ama bu tesbihin maneviyatı büyüktür. Veremem.” diye cevap vermiş.

Baskı sürmüş, Yusuf Abi tekrar göz altına alınmış. Bu sefer nezaretteyken yanına Ökkeş gelmiş. Güya, başbaşa, iki delikanlı gibi sohbet etmek istermiş: “Bak Yusuf, ben Antep’in yörüğüyüm. Bize Barak derler. Bizde buğday başağı gibi yiğit yetişir. Bilirim, hediye bizde de kimselere satılmaz. Ha hediyeyi satmışsın, ha da namusunu. Sana da kanım ısındı. Belli ki delikanlı adamsın. Ama mesele derin. Emniyet Müdürü senin tesbihe göz koymuş. Sana bu saatten sonra huzur yok kardeşim. Düşün, taşın, kararını ver” demiş. Onca haksızlığa rağmen efendiliğini koruyan Yusuf abi bu sözlerin üzerine köpürmüş: “Git o müdürüne de ki, benim gözümde o bu tesbihin bir tanesi bile etmez. Kesseniz de beni ona tesbih mesbih yok.” demiş.

Bu sözleri Batuhan Müdüre nasıl aktarmışlar bilinmez. Ancak bir kaç gün sonra Yusuf abinin dükkanını polisler basmış: “Burada çalınmış telefon hattı kablosu varmış, ihbar aldık.” demişler. Sonra her tarafı sebepsiz yere dağıtmaya başlamışlar. Yusuf abi meseleyi anlayıp ses etmemiş ama o sırada hurda toplayan çocuklardan biri, kendini bilmez bir polis memuru tarafından sebepsiz yere tokatlanınca Yusuf abi dayanamayıp bağırmış: “İmansız, ne vuruyorsun bacak kadar çocuğa?” Sonra mı? Sonra ortalık karışmış. Hurdacılar acımasızca hırpalanmış. Yusuf abinin üstü başı perişan olmuş. Elbiseleri yırtılmış. O an olan bitene anlam verememiş. Ancak nezarete alırlarken üstündeki emanetleri teslim ettiği esnada fark etmiş ki tesbihi cebinde değilmiş. Yanından ayırmadığı tesbihi düşmüş olamazdı. Yarım dakika kadar telaşla başını avuçlarının arasına alıp düşünmüş. İşte o anda Yusuf Abi yere çöküvermiş. Kaybettiği şeyin sadece tesbih değil onuru ve tüm maneviyatı olduğunu kavramış. Kendisini kaybedip duvarı yumruklamaya başlamış. İki polis memuru onu kollarından zorla tutup nezarete atmışlar. Sabaha kadar iç çeke çeke, sessizce ağlamış. Sabah da ifadesini alıp salıvermişler. İfadesi tek bir kelimeden ibaretmiş: “İmansızlar!”

Sonra ne mi olmuş. Şehirdeki söylentilere göre Batuhan Müdür, tesbihi üniversitedeki bir akademisyene incelettirmiş. Püskül hariç beş yüz yıldan eskiymiş. İçindeki böcek ve yaprak kalıntılarından anlaşıldığı kadarıyla Baltık Denizi kıyılarında, muhtemelen Polonya’da bulunan kızıl çam reçinesi fosili bir kehribardan yapılıymış. Osmanlı işi ustalıkla yontulmuş, pek kıymetli bir tesbihmiş. Yaptığından memnun Müdür keyifle, göstere göstere tesbihi çeker dururmuş.

Birgün bir davette Batuhan Müdür ile hükümetin partisinin il başkanı tesbih yüzünden küfürleşmişler. İl başkanı Batuhan Müdür’e: “Sen Arapça bilir misin Müdür?” diye sataşmış. “Oku bakayım sikkenin üstünde ne yazıyor?” diye sormuş. “Allah’a benziyor ama emin değilim ” demiş Batuhan Müdür.  Bunun üzerine il başkanı: “Kör müsün!? Lam ve Ha harfleri onlar. Latif Harman’ın baş harfleri. Kuyumcu Kamil’in çırağına yaptırdım. O tesbih benim. Yazlık villa parası ödedim o tesbihe. Kuyumcu Kamil şahit demiş. Batuhan Müdür sert çıkmış. E tabi ortalık toz duman… Hırsızlık, arsızlık, küstahlıkla birbirlerini suçlamışlar.

İki gün sonra Emniyet Müdürü darbeci bir örgüte yardım yataklıktan göz altına alınmış. Kimin ihbar ettiği bilinmiyor ama tesbih nasıl olmuşsa Latif Harman’ın eline geçmiş. Bir hafta sonra bu defa benzer sebeplerle Latif Harman göz altına alınmış. İkisi de tutuklanmış.

Tutuklanma kararı açıklanmadan evvel belediye başkanı valiyi ziyaretteymiş. Olan biteni izah ediyormuş. Tesbihin esas öyküsü şöyleymiş: Meğer Parti İl Başkanı Latif Harman karısını başka bir kadınla aldatırmış. Üstelik metresini karısına kuma diye kabul ettirmeye çalışırmış. Bu durumu sindiremeyen karısı, eşinin çok para vererek aldığı ve elinden bir türlü düşürmediği tesbihini intikam amacıyla parçalayıp çöpe atmış. Nasıl olmuşsa tesbih bir hurdacıda ortaya çıkmış. Bunu öğrenen Emniyet Müdürü Batuhan Bey de makamını kullanarak bir hileyle tesbihi ele geçirmiş. Vali, dinledikleri karşısında hayretler içinde kalmış.

Dün, Yusuf Abinin dükkanının önüne kırmızı plakalı bir makam arabası gelip durmuş. Vali Bey, hanımı ile beraber Yusuf Abinin dükkanına misafir olmuş. Oturup birer kahve içmişler. Yusuf Abi, pahalı kıyafetleri ile kirli tabureye oturmaktan rahatsız olmayan devletin valisinin önünde utançtan iki büklüm olmuş. Yusuf Abi, apar topar beni çağırtmış. Koşup vardım. Korumalar üstümü arayacak oldular, Vali Bey eliyle bırakın işareti yaptı. “Hüseyin sen misin?” dedi. “Evet, benim sayın valim!” diye cevapladım. Benden tiksinmedi. O da, eşi de, bana Yusuf Abim gibi şefkatle baktılar. “Çok mu seviyorsun Yusuf Abini?” diye sordu. Evet, çok seviyorum manasında kafa salladım.  Sonra kalkıp gittiler. Giderken Yusuf Abiye emanetini geri verdiler. Yusuf Abi bir bana bir de kehribara baktı. Pala bıyıkları inceden inceye bir tebessümle babacan yüzüne yayıldı.

İşte anlatacaklarım bundan ibarettir.  Bir tesbih tanesi etmeyecek insanlar paket oldular, şu anda zeytin çekirdeğinden tesbih yapmakla meşguller. Çekçekimle adımlarımı saya saya 45’inci konteynere her gidişimde aklıma düşer, gülümserim. Bana baktığınızda benim hakkımda ne düşündüğünüzü gözden geçirmenizi isterdim. Çünkü etrafınızdaki herkes ilk bakışta çok temiz ve titiz görünebilir. Bazıları pisliğini iyi saklasa da  kimin ne kadar kirli olduğunu ancak pisliği ortaya çıktığında anlayabiliriz.

(Kişiler ve olaylar gerçek dışıdır.)

Seyfi Elçiboğa

Tesbih Tanesi (2)” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir