İŞÇİ SINIFININ DA “VATAN”I VARDIR

Karl Marx’ın ünlü sözünü bilmeyen var mıdır, bilmiyorum: “İşçi sınıfının vatanı yoktur.” Bu sözü kişinin doğduğu yaşadığı vatan kavramından kopararak, gerçek anlamıyla algılayan pek çok insan gördüm bugüne kadar. Kazara herhangi bir paylaşımımda ne zaman “VATAN, VATANIMIZ, YURDUMUZ” diye yazsam çok solcu dostlarımdan hemen kinayeli bir soru geliyor bana: “Vatan derken?..”

Sadece işçi sınıfının değil, devrimcilerin, karşı devrimcilerin, burjuvaların, küçük burjuvaların, köylülerin, gençlerin, öğrencilerin, herkesin bir vatanı vardır bu dünyada. Vatansız insan yoktur.

Marx’ın kastettiği burada sözünü ettiğimiz vatan değil, dünyanın her tarafında işçilerin burjuvalar tarafından sömürüldüğü, burjuvaların kendi aralarındaki bütün çelişki ve çatışmalarına karşın iş işçi sınıfının devrimci dalgasının yükselmesinin önüne set oluşturmak olunca aralarındaki en “uzlaşmaz” çelişkileri bile “uzlaşır” hâle getirebildiklerini, bu nedenle işçi sınıfının da nihai kurtuluş açısından mücadelesini ulusal sınırlar içinde hapsetmemesi gerektiği üzerine söylenmiş bir sözdür.

Yoksa herkesin hem bir “milliyeti” hem de “vatan”ı vardır.

Marx, Engels Alman; Lenin Rus; Stalin Gürcü; Nazım Hikmet Türk; Ahmed Arif Kürt’tür.

“Türkiyeli” devrimcilerin “Darağacından Notlar” adlı kitabıyla tanıdığı ünlü yazar Julius Fucik Çek’tir.

Allende, Victor Jara Şililidir.

Mustafa Suphi, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya “Türkiyeli” devrimcilerdir.

Küba devrimiyle özdeşleşmiş olsa da Che Guavera “Arjantinli” bir Marksisttir.

Attilâ ilhan kendisinden “Ben Türkiyeli şair Attilâ İlhan.” diye söz eder.

Vatan, insanın doğduğu, büyüdüğü, kültürüyle, insan ilişkileriyle, sosyolojisiyle, psikolojisiyle karakterini harmanladığı, kendi doğal süreçlerinde içine işlemiş; sevgisini, dışına çıktığında özlemini içselleştirdiği toprak parçasıdır.

Vatanını sevmek ayıp değil, insanca bir durumdur. En çok devrimcilere yakışır. Vatanını sevmeyen, anasını babasını, komşusunu, arkadaşlarını, akrabalarını, iyi günde sevincini, kötü günde acısını paylaşan dostlarını; evini, semtini, bahçesindeki ağacı, balkonundaki çiçeği, yaşadığı yerlerdeki ormanı, gölü, nehri; kıyısında yürüdüğü sahilleri, sularında kulaç attığı denizleri de sevmez. Çünkü vatan kuru bir toprak parçası değildir yalnızca; yaşayan, yaşanan, anılarıyla, bugünü ve yaşanacaklarıyla bir bütündür. Herkes farkında olsa da olmasa da o bütünün, o aidiyet duygusunun bir parçasıdır. Kimse durduk yerde vatanını terk edip başka bir ülkede yaşamak istemez.

Nâzım’ın, oğlu Memet’e “Karadeniz akıyor durmadan / Deli hasret, deli hasret / Oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun / Memet! Memet!” diye seslendiği şiirlerde buram buram vatan hasreti vardır.

Zor dönemlerde “vatan”ını terk edip başka ülkelere yerleşen insanlar burada kendisine “ben Almanım, ben Holandalıyım, ben Fransızım, ben Rus’um demez; mülteci statüsünden çıkıp örneğin sonradan Alman vatandaşı olsa da onun “ANA VATAN”ı Türkiye’dir, “Alman vatandaşı oldum.” der “Çifte vatandaşlık sahibiyim.” der ama “Ben bir Alman’ım.” demez, demeye dili varmaz. Bunun ırkçılıkla zerre ilgisi yoktur. Bu, ana vatanına, anılarına, orada hâlâ yaşayan bütün sevdiklerine bir vefa duygusunun dışavurumudur.

Bu milliyet ve vatan kavramına aidiyet, öyle sanıldığı gibi egemenlerin dolduruşuna gelme ile oluşan bir şey değildir; içseldir, doğduğun andan itibaren hangi sistemde olursan ol seni saran, birlikte var olma, dayanışma duygularını da kıran değil geliştiren bir olgudur.

Egemenlerin bu olguyu, başka halklara ve ülkelere karşı düşmanlık besletme temelinde yönlendirme politikaları yok mudur? Elbette vardır. Kendi ulusal kimliğini ve kendi vatanını, ülkesini, memleketini sevmekle başka ulusları aşağı görmek, düşman bellemek arasında ise hiçbir paralellik yoktur hatta ikisi ters orantılıdır: Birinin özünde sevgi, dayanışma; diğerinin özünde kin, yok etme tutkusu vardır.

İşçi sınıfının ve devrimcilerin elbette vatanları, o vatan içinde ulusal kimlikleri vardır. Bunlar; başka vatanlardaki değişik ulusal kimliklerdeki sınıf kardeşlerine kendilerini yakın, dost, kardeş görmeleri için bir engel değil, tam tersine üretimdeki yerleri dolayısıyla bir çeşitlilik, zenginlik gerekçesi olabilir. Her ülkedeki emekçilerin, diğer ülkelerdeki sınıf kardeşlerinin mücadelelerinden öğrenecekleri çok şeyleri vardır. Bu da onları tek bir vatandaki değil bütün dünyadaki emekçilerle bir büyük orduya dönüştürür.

Bu öyle bir ordudur ki aslında, İzmir’e Yunan orduları çıktığında Yunan ordusu içindeki komünistlerin “Biz kardeş bir halkın insanlarına kurşun sıkmayacağız.” dedirterek kendi orduları tarafından yok edilme kaderini yaşamalarına yol açan onurlu ama ne yazık ki trajedik ruhun karşılığıdır. “Enternasyonalizm”dir bunun adı. Sermaye entarnasyonalizmine karşı emeğin kurtuluşu enternesyonalizmi.

Toparlarsak, işçi sınıfının ve tüm devrimcilerin aslında iki vatanı vardır: Birincisi gerçek vatanlarıdır. Sınıf bilinçli işçi, emekçi ve devrimciler o vatanı herkesten çok severler ve o vatanın özgürlüğü uğruna en ön safta mücadele ederler. II. Dünya Savaşında Nazi faşizmine karşı vatanlarını Nazi işgalcilerinden kurtarmak için savaşan halkların en önünde komünistlerin yer alması bunun en somut kanıtıdır. İkinci vatan kavramı ise “sınıfsal” bağlamda “Marx’ın ifade ettiği” vatandır. “Yeryüzündeki bütün emekçilerin ortak vatanı” yine “bütün yeryüzü”dür. Tek tek vatanlarımızı sermayenin egemenliğinden kopara kopara bütün dünyada emeğin bayrağını dalgalandıracak, yeryüzünü tek bir emeğin vatanı, emeğin ülkesi hâline getirecek olan insanlar işçiler ve tüm diğer emekçilerdir. 1917 Ekim Devrimi sonrasında dünya komünistlerinin Sovyetler Birliği’nden “Sosyalizmin Ana Vatanı” diye söz etmesi bu ruh hâlini anlatır sanırım.

Ben vatanımı çok seviyorum. Hiçbir büyük sermayedarın sevmediği, sevemeyeceği kadar. Bu vatanı bizlere bırakan Kurtuluş Savaşı önderliğine ve şehit, gazi, savaşçı olarak bu topraklarda yaşamış Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i vb. ne kadar milliyetten insan varsa hepsine minnet duyuyorum, saygılarımı sunuyorum.

İşçi sınıfından bir babanın oğlu olmakla onur duyuyorum ve yeryüzündeki bütün işçi, emekçi ve devrimcileri kendi öz kardeşim gibi biliyor; onlar kazandıkça seviniyor, kaybettikçe kahroluyorum.

Vatanımı çok sevmem, bu vatandaki namussuzları, hırsızları, şövenistleri, zalimleri sevmemi gerektirmiyor.

Vatan topraklarım üzerinde hangi sınıf ya da milliyetler üzerinde baskı, zulüm varsa üzülüyor ve vatanımın bütün sömürücülerden kurtulduğu; ırkı, milliyeti, cinsi, dinsel inancı vb. ne olursa olsun bir ekmek, gül ve özgürlük bahçesi hâline geldiği günlerin özlemiyle yaşıyorum.

 

 

 

 

 

İŞÇİ SINIFININ DA “VATAN”I VARDIR” için bir yorum

  1. Hocam vatan meselesini irdelemen gayet iyi ve öğretici olmuş.
    Aynı sıkıntıları yaşıyor muhakkamki birçoğumuz. Kendimizi bu konuda anlaşılır kılmakda zorlanıyoruz.
    Teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir