Ruhi Su, Namlular, Kırmızı Karanfiller

Engin Şirin

Bir şeyler yapabilmeliydik. Hayır, hayır. Bir şeyler yapmalıydık… Ama ne? Ama nasıl?

Elime tutuşturulan ve “Sakın bu mum mühürleri bozma, yanarsın” denilen ansiklopedi kalınlığında “sakınca dosyam”ın ağırlığında o kadar gerilmiştim ki… İlk gün sakıncalılığımı gizlemediğim için dalga geçmeye kalkan subaya çıkışmıştım. Bir patlamaydı sanki. Öylesine… Cahilce… İstemsizce… “Kaybettik. Ne olmuş yani. Kazansaydık sen benim yerimde olurdun.” “Aha delinin biri gelmiş” diye düşünmüştür. “Üstüne gitmeyeyim zavallının.”

Artık benim için geri vites yoktu. Eğer duraklarsam paspas olacağımı düşünüyordum (ve işte büyük ihtimalle bundan ölesiye korkuyordum). Hiçbir ceza görmüyordum. Tam tersine, becerikliliğim sayesinde de taktir görüyordum. Bu durum beni şımarttıkça şımartıyordu. Ayrıca diğer sakıncalı arkadaşlar üzerinde de bulaşı bir etki yaratıyordu. Artık bizim takımın adı kural tanımayanlar anlamında “mehter takımı”ydı.

Diyebilirim ki hayatımın hiçbir döneminde böylesi kahramanlıklar yaşamadım. Ama bu da tamamen korkularıma dayanıyordu. “Ölmüş eşek kurttan korkmaz” misali.

Sonuçta enfeksiyon kaynağı olan beni izole edebilmek için geri hizmette ressam olarak kullanmaya başladılar ama nafile…

Cumartesi mi? Yoksa Pazar mıydı? Bilemiyorum. Ama hafta sonu olduğu kesindiBir arkadaş yanımıza allak bulak bir suratla geldi. “Ruhi Su” ölmüş” dedi.  (Hesapladım olay cumartesi günü. Ruhi Su’nun ölümü cuma günü.)

Kafama sanki balyozla vuruldu. Hayır? Hepimizin kafasına balyozlarla vurulmuş gibi. Sanki kafa parçaları; tüm masaların üzerlerine, sandalyelere, yerler, duvarlara, tavanlara saçılmıştı. Gözlerin, kulakların dişlerin, beyin parçalarının, gırtlakların arasında nefes almaya çalışıyorduk…

Kısa sürede toparlandık. Gözler, kulaklar, dişler, beyin parçaları ve gırtlaklar yerlerine geçti. Anılar, konserleri düşünceleri paylaşıldı.

Ama bize yetmiyordu. “Ölmüş” değil “öldürülmüş” olmasını biliyor ve bu durumu hazmedemiyorduk.

Evet, evet; Bir şeyler yapabilmeliydik. Hayır, hayır. Bir şeyler yapmalıydık. Ama ne? Ama nasıl?

Plansız programsız bir şekilde paralarımızı birleştirdik. Ne yapacaktık? “Kırmızı karanfil alalım” dedi biri. “Alıp da ne yapacağız?” “Önce alalım da…”

Epey bir para toplanmıştı. Tel örgü kenarında bekleyen taksilerden birinin yanına bir arkadaşla birlikte gittik. Bu taksiler çoğunlukla yolcu değil ilaç gibi, yiyecek gibi, sigara gibi ihtiyaç malzemesi taşırdı. Bütün parayı tel örgülerin arasından uzattım. “Abi… Bütün bu parayla kırmızı karanfil alıver” dedim.  “Cenazemiz var ne olur bir yamuk olmasın…” “Ayıp ediyorsun. Bizde yamuk olmaz” dedi, bozulduğunu belli ederek.

Bir saat kadar sonra döndü. Sanki arabanın içine Isparta’nın bütün kırmızı karanfillerini doldurmuştu. Paranın da kalanını geri vermek istedi almadık. “Helal olun “dedik.

Tüm arkadaşları çağırdık karanfiller öbeğinin yanına. Şimdi ne yapacaktık? Kısa bir tartışmadan sonra kararımız şekillendi.  Nöbete gidilen yolları tutacaktık. Her nöbetçinin tüfeğinin namlusuna bir karanfil yerleştirecektik. Nasılsa hafta sonu. Ortalıkta subay astsubay yok. Çavuşlar bizden korkuyor. İşlem tamam.

Hakikaten ayaküstü oluşturulan plan mükemmel bir şekilde işledi. “Bu nedir diye soranlara (ve hatta sormayanlara da) “Cenazemiz var… Sakın çıkarmayın haaaa) diyerek; yarı açıklama, yarı tembih amacına ulaşmıştı.

Ruhi Baba görür diyorduk.

Ama Akşam içtima alanında umulmadık bir şey oldu. Erlerin büyük bir çoğunluğu karanfilleri namlularında içtimaya katıldı. İçtima alanı göz hizasında kıpkırmızı görünüyordu.

Unuttular mı? Bilinmez…

Önemsemediler mi? Belki…

Bizlere saygı duydukları için olabilir mi? Olabilir…

Dalga mı geçiyorlardı? Mümkün…

Ama karanfillerin Ruhi Su’yla ilişkisini bilmedikleri kesin.

Olsun biz biliyorduk ya. Biz içtima alanında o kızıllığı görüyorduk ya.

Ruhi Baba da bizim gözlerimizden görmüştür.

 

 

Ruhi Su, Namlular, Kırmızı Karanfiller” için bir yorum

  1. Müthiş, dokunaklı. Benim de “Sakıncalı Piyade” çok ilginç anılarım var ve onları paylaşmak da sanırım benim üzerime farz oldu senin yüzünden sevgili Engin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir