KAYIP KUŞAK ÖYKÜLERİ (1) (VE HASAN VE HANİFE)

Necdet GÖKÇE

Liseliydiler… 78 kuşağının ateş gibi çocuklarından ikisiydi onlar da… gençlik rüzgârı yelkenlerini alabildiğine doldurmuş; hem anti- faşist mücadelede, hem de inanılmaz bir tutkuda yek- vücut kılmıştı onları…

Deli gibi aşıktılar.

Aşk, bir sayrılık haliyse Hasan ile Hanife onun cidden dibini yaşadılar…

Lise 2deydiler.

Ne aileleri ne devrimci arkadaşları ne de saygın önder arkadaşlar onları erkenden evlenme fikrinden caydıramadı…

O sene birbirlerine kaçtılar.

Hanife, minyon bebek yüzlü bir kızdı.  Hani Nazım’ın bir şiirinde bahsettiği ” mini minnacık kadın” lardan biriydi. Gülümseyince, sizin de koşup sevgiyle sarılasınız gelirdi.

Tez canlıydı. Hep bir şeylere geç kalmış gibi koşturur, makineli tüfek gibi konuşurdu. Başkasının 5 dakikada anlatabileceği bir konuyu Hanife’ nin 30 saniyede anlatabileceğine dair, bahse girebilirdi onu tanıyanlar…

Bu yüzden, art arda 2 çocuk doğurmasına da şaşırmadı kimse. Birinci çocukları kız, ikinci çocukları erkek oldu…

Hasan ise tam tersiydi onun. Az konuşur, çok kitap okurdu. Konuşunca da, hiç acelesi yokmuş gibi yavaş ve tane tane anlatırdı her şeyi. Siyah perçemi gözlerinin üstüne düşüverirdi iki de bir. İşte o zaman Hasan’ın gözlerinin farkına varırdınız. Ela gözlerinde yeşil hareleri vardı Hasan’ın. Torosların bir dağ köyündendi ve okumak için gelmişti Silifke’ye. Sanki gelirken de tüm dağ çiçekleri gözlerine nakşolmuştu ‘bizi unutma’ diye. Esmer tenindeki o gözleri müthiş bir albeni oluşturuyordu.

Evlenince okulu da yarım bıraktılar mecburen. Birbirlerine kapanmış, pek kimseyle de görüşmek olmuşlardı. Liseli arkadaşlarından sadece Kenan’ la görüşüyorlardı.

Kenan’ın babası Silifke’de meyhane işletiyordu. Herkesin tanıdığı, sevip saydığı biriydi.. Kenan da babasına çekmişti. Yumuşak huylu, ‘uyar oğluydu’. Silifke’nin efendi devrimcilerinden biriydi. Hasan ve Hanife’yi çok seviyor; akşamları babasından yevmiye alınca, koltuğunu doldurup soluğu onlarda alıyordu.

2 çocuk yükü ağır gelmeye başlamıştı onlara. Ufak ufak kavgalarına şahit olan Kenan çok üzülüyordu bu duruma. Hasan, iş buldukça inşaatlarda çalışıyordu. Ama bu kazanç yeterli değildi. Bu yüzden kavgaları da sıklaşmaya ve şiddetlenmeye başladı.

O sıralar 12 Eylül darbesi olmuştu… Silifke’de de faşizm kol geziyordu. Herkes ve her şey tarumar olmuştu. Çoğu devrimci tutuklanmış, yoğun işkencelere maruz kalmışlardı. Kaçabilenler ise, sırra- kadem basmıştı…

Hasan da kısa bir süre tutuklu kalmış sonra salıverilmişti.  Ama, çalışabilme koşulları daha da azalmıştı.  Çünkü küçük kasabalarda, herkes birbirini tanıdığı için, işçi ihtiyacı olanlar bile ‘başıma iş alırım’ korkusuyla solculara iş vermiyorlardı… Hasan kendini alkole vurmuştu.

Kenan da Ankara’da üniversite kazanmış, Silifke’den ayrılmıştı.  Onlara maddi veya manevi yardım edecek kimse yoktu çevrelerinde.  Evde ellerine geçen her şeyi birbirlerine fırlatıyor, çocukların feryatları mahalleyi çınlatıyordu.

Kenan, tatillerde geldiğinde arkadaşlardan Hasan ile Hanife’nin kavga haberlerini dinliyor, karakollara nasıl düştüklerini öğrenince de üzüntüden kahroluyordu.  Geldiğinin ertesi günü, tam da onlarla oturup etraflıca konuşmayı düşündüğü sırada Hanife’yle otobüste karşılaştı. Taşucu belediyesinde işe girmişti. Kenan çok sevindiğini söyleyecekti, ama Hanife bir çırpıda son 6 yılda yaşadıklarını sayıvermişti. Hasan’dan nefret ediyorum’ demişti. “ondan olan çocuklarımı bile sevmiyorum” dediğinde ise Kenan onun gözlerindeki karanlıktan ürpermiş, ama sesini çıkarmamıştı…

DEVAMI YAKINDA….

KAYIP KUŞAK ÖYKÜLERİ (1) (VE HASAN VE HANİFE)” için 2 yorum

  1. sevgili Nefize hocam öncelikle yazmaya teşvik edici sözleriniz ve düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.. şunu belirtmek isterim ki, anlatılan bizim kuşağımızın çırçıplak gerçekliklerinden biridir.. aslında çok daha uzun bir anlatımı, belkide bir acı romanı hak edecek bir trajedidir.. 2. bölümü okuduğunuzda ne demek istediğimi çok rahat anlayacağınıza eminim.. ama bu öykü şimdilik bir köşe yazısının olanaklarına sığınmış oldu… sevgi ve dostluk evreninde buluşmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir