KAYIP KUŞAK ÖYKÜLERİ (2) (VE HASAN VE HANİFE)

Necdet GÖKÇE

Akşamüstü gidip Hasan’ ı buldu. Irmak kenarına gidip bir çay bahçesine oturdular. Hasan çay yerine bira içmek istedi. Bir tane olmak koşuluyla izin verdi Kenan.

Sonra konuşmaya başladılar. Daha doğrusu Kenan konuşuyor, Hasan ise sadece uzaklara bakıyordu. Neden sonra Hasan yumuşak bir sesle ” ben ölüyorum Kenan” dedi. Çok zayıflamış, o güzelim gözleri iki renksiz kuyu gibi görünüyordu.

“Hanife akıl sağlığını yitirdi artık. Adım adım çıldırıyor, beni ve çocukları öldüreceğini söylüyor.” sonra tekrar sessizliğe gömüldü Hasan. Derin bir ah çekip sırtını döndü Kenan’a. Artık griye dönmüş beyaz gömleğini sıyırıp sırtını gösterdi.

Kenan gördüklerinden dehşete düşmüş, adeta nutku tutulmuştu.  Hasan’ın sırtındaki bütün derileri yüzülmüş, kıpkırmızı bir ciğer topu gibi sırtında bir yere toplanmıştı. Kaburga kemikleri görünüyordu.

” bir gece ben uyurken sırtıma bir tencere dolusu kaynar su döktü Hanife. 3 hafta hastanede yattım. Şikayetçi olmadım. Banyoda küçük tüp üstünde çocukların çamaşırları kaynıyordu, ayağım kayınca kazan üstüme devrildi” diye ifade verdim polislere.”

İkisi de sustular. Kenan darmadağın olmuştu, gördüklerinden ve duyduklarından. “bu çocuk çok yaşamaz ” diye geçirdi içinden.

Hanife bu olaydan sonra evi terk etmiş, iki çocuğuyla birlikte annesinin evine yerleşmişti.

4 gün sonra, babasının işyerine gelen iki arkadaş Hasan’ın kalp krizinden vefat ettiğini söylediler.

Ertesi gün, köyden gelen akrabaları ve sınırlı sayıdaki yoldaşlarının katılımıyla toprağa verildi Hasan.

Cenazede Hanife yoktu.

Nisan ayının ortalarıydı. Kenan bir haftalık bayram iznini fırsat bilip soluğu Silifke’de almıştı. Onun geldiğini duyan 5- 6 arkadaşı da hemen babasının meyhanesine varmış, derin muhabbetlere girişmişlerdi. Hasan öleli 6 ay olmuştu. Gecenin geç saatinde bir tek onların masa kalmış, Kenan’ın babası da hesap- kitap işlerine dalmıştı.

Birden, telaşla içeriye Hasan’ın küçük kardeşi daldı. ” Hasan abimin oğlu Sinan kayıp. Sabahtan beri arıyoruz, poliste arıyor ama hiç bir yerde yok” dedi.

Bu aylarda Göksu deli akar. Toroslardan gelen sellerle bendine sığmaz, Silifke sokaklarına taşardı… Herkes bu korkuyla ürperdi ama ses etmediler. Beş arkadaş, Hanife’nin annesinin evine gitmeye karar verdiler. Olayı teferruatlı öğrenip Sinan’ ı aramaya öyle çıkacaklardı.

Hanife’nin annesi durmadan dövünüp ağlıyordu.

Bir yandan da sandıklı divanın üstünde bir put gibi ve mora çalan yüzüyle kıpırtısız oturan kızına laf sayıyordu.

” Herkes ortalığa düştü, oğlancığı arar; benim bu taş kalpli kızım yerinden kıpırdamadı bile!!”

Birden canhıraş bir çığlıkla fırlayıp kızının saçlarına yapıştı. Yere yuvarlandılar.

Ağırlık kalkınca, sandıklı divan aralandı ve Sinan’ın küçük, morarmış kolu dışarı sarktı…

Gece yarısı polis arabasına bindirildiğinde, mahallede Hanife’nin çığlık gibi sesi yankılanıyor:

” Hasan’ı ben öldürdüm!

Ben Hasan’ı öldürdüm.”

Polisteki ifadesine göre oğlunu Hasan’a çok benzediği için öldürmüştü Hanife. ” Hasan’ın gözleriyle bana bakmasına tahammül edemedim” demişti.

Ertesi sabah bir sarsıcı haber daha yankılandı Silifke sokaklarında: bir söylentiye göre, Hanife’nin ifadesini daktiloda yazıp kendisine imzalattıktan sonra ” yüzme biliyor musun? ” diye bir soru sormuştu komiser… “Hayır” cevabını alınca da karakolun arkasındaki ırmağı işaret edip ” gereğini yaparsın sen de artık” diyesi olmuştu.

Karakolun açıklamasına göreyse “zanlı sabaha karşı tuvalete gitmek istediğini söylemiş, nöbetçi memur da nezaret kapısını açmıştı. Görevli memurun ‘bir anlık dalgınlığından yararlanan zanlı, arka kapının da açık olmasını fırsat bilerek. Kendini Göksu nehrine atmıştı.”

Cesedi bir gün sonra bulundu.

Cenazesinde kimse yoktu.

Mezar taşı da olmadı…

 

  1. Ocak. Buca.

BİRİNCİ BÖLÜM: https://sozbizde.com/index.php/2022/01/12/34494/

KAYIP KUŞAK ÖYKÜLERİ (2) (VE HASAN VE HANİFE)” için 2 yorum

  1. Yüreğinize kaleminize sağlık.Basi çok güzel basliyan kötü sonla biten bir hikaye.Ama sizin anlatiminiz damakta güzel bir tad bıraktı.

  2. Ne desem ne yazsam bilemedim,insanın aklını, kendini koruması, azda olsa sosyalist bilinci olan insanlar icin bile bu kadar zor ise bu kapitalist düzeni hangi akılla alt edecegiz…
    Necdet arkadaşım,yüreğine emeğine sağlık Hanife ile Hasan’in öyküsüne benzeyen öyküler sanırım epeyce var..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir